bozkır
bir bozkır yolunun ortasında,
gideceği yere varmadan stop edip, farını söndüren bir araba varsa eğer,
içinde -biri aşk acısından mütevellit- ekseriye iki erkek oturmaktadır..
çoğunlukla bira, nadiren şarap içilir bu tür "stop"larda..
artan alkole bağlı,
biri unutamadığı o kadına bişeyler yazar,
diğeri önündeki bozkırı,
"yarım ay"ın ve "biraz şarap"ın etkisi ile,
bir umman'a benzetir..
serabi vol. I
gündüz güneşinde çobanların sürü otlattığı şu ova,
geceleyin yarım ay ve biraz kırmızı şarap eşliğinde,
akdeniz oluveriyor birden..
garip..
geceleyin yarım ay ve biraz kırmızı şarap eşliğinde,
akdeniz oluveriyor birden..
garip..
la minor ile başlayan devrimler..
tutkulu devrimler tutkulu şarkılarla başlar,
bu yüzdendir ki,
tutku ile söylenen her şarkı bir molotof kokteylidir,
totalitarizme karşı atılan her molotof kokteyli ise bir şarkıdır aslında..
bu yüzdendir ki,
tutku ile söylenen her şarkı bir molotof kokteylidir,
totalitarizme karşı atılan her molotof kokteyli ise bir şarkıdır aslında..
mürekkeb-i şahane..
şarabı mürekkep yapıp,
parşömenlere yazıyorum,
elifbe'de sekize tekabül eden seni..
akabinde kelamın üzerine şarap dökülüyor,
en kırmızısından..
ve böyle böyle anlıyorum..
sen hiç olmamışsın ki,
benimle,
yanımda..
parşömenlere yazıyorum,
elifbe'de sekize tekabül eden seni..
akabinde kelamın üzerine şarap dökülüyor,
en kırmızısından..
ve böyle böyle anlıyorum..
sen hiç olmamışsın ki,
benimle,
yanımda..
truth well told..
hayatta bişey yap,
onu da adam gibi yap der,
babam..
bense bunca sene;
gitar çaldım kendimce nota bilmeksizin,
kimsenin bilmediği şarkılarım oldu laylaylom makamından..
kısacık filmler çekmeye çalıştım dostlarımla..
Şair olmayı, şiir olmayı denedim,
her 3 kişiden 5'inin kendini şair zannettiğini unutarak..
fransa'ya yerleşmek istedim..
atomu parçalamak..
saptamalar yapmak..
öncesinde astronot olmak..
bir çizgi filmde başrol oynamak..
devrim yapmak..
hatta ileri gidip kahraman olmak istedim..
ama olmadı..
fakat farkettim ki,
sana gerçekten iyi bir eş olucam,
müstakbel karıcım..
bunu hissediyorum..
seni daha tanımasam da..
onu da adam gibi yap der,
babam..
bense bunca sene;
gitar çaldım kendimce nota bilmeksizin,
kimsenin bilmediği şarkılarım oldu laylaylom makamından..
kısacık filmler çekmeye çalıştım dostlarımla..
Şair olmayı, şiir olmayı denedim,
her 3 kişiden 5'inin kendini şair zannettiğini unutarak..
fransa'ya yerleşmek istedim..
atomu parçalamak..
saptamalar yapmak..
öncesinde astronot olmak..
bir çizgi filmde başrol oynamak..
devrim yapmak..
hatta ileri gidip kahraman olmak istedim..
ama olmadı..
fakat farkettim ki,
sana gerçekten iyi bir eş olucam,
müstakbel karıcım..
bunu hissediyorum..
seni daha tanımasam da..
ihtiyaç..
kiminin saatlerce uykuya ihtiyacı var,
kiminin tıka basa yemeğe,
kiminin şan'a, şöhret'e, para'ya, mevki'ye, kral'a, yaver'e..
kiminin "la minor"den sonra "mi minor"e,
kiminin "akıl fikir" dolu iki kelam'a,
kiminin şahsa münhasır "iki çizgi"ye,
benim ise,
hepsinden ziyade,
üstteki üçünde a'la,
sadece sana..
kiminin tıka basa yemeğe,
kiminin şan'a, şöhret'e, para'ya, mevki'ye, kral'a, yaver'e..
kiminin "la minor"den sonra "mi minor"e,
kiminin "akıl fikir" dolu iki kelam'a,
kiminin şahsa münhasır "iki çizgi"ye,
benim ise,
hepsinden ziyade,
üstteki üçünde a'la,
sadece sana..
postacı kapıyı iki kere çalıyor peki ya zuckenberg?

Eskiden ben 3.5'dan 4 yaşında iken falan, güneydeki deniz kenarı o şehirde, devlet baba, memurlarına yazın sahilde küçük - sade yaşanacak yerler tahsis ederdi.. (Tabi sonrasında aynı devlet baba, aynı sahilleri, rus milyarderlerin bir gezegen sistemi kurmaya yetecek kadar yıldızlı otellerine rant karşılığı tahsis etmeyi akıl etti..)
Biz de yazları ailemin devlet memuru olması sebebi ile orda kalırdık, ve ben küçüktüm, annem ve babam çalıştığından bana rahmetli babannem bakardı.. Ailem "iş"de iken, benim de "iş"im onları çok özlemek, bu sebepten dolayı babanneme mızmızlanmak, huysuzluk yapmak, rahmetli'nin burnundan getirmekti. - Sevgili babannem, umarım gittiğin yerde mutlusundur ve bana çok kızgın değilsindir, not: merak etme, düzgün bir "iş" buldum -
Babannem de biraz olsun durulmam için her gün beni o dönemin popüler -iletişim platformları- olan "gezici telefon"lara götürürdü, ve hergün oraya giderken "bak postacı geliyor" adlı şarkıyı laylaylom makamından söylerek giderdik.. Bana çok çok çok çok uzakta olan (şimdi bakıyorum da o kadar da uzak değilmiş aslında) annem ve babamla iki kelime etmemi sağlayan bu "postacı"lara hayranlıkla bakardım hep.. Hatta postacı olmaya niyetliydim çünkü astronot'tan daha ulvi bir iş yapıyordu..
Üzerinden tonla zaman geçtikten sonra o dört gözle beklenen mektupları, uzak bir yerde evlenen dostlara çekilen telgrafı getiren, gezici telefonlarla özlem dolu çocukların annelerine ve babalarına iki kelime etmelerini sağlayan bu adamların unutulması, kıyıda köşede kalması, hatta devlet tarafında sözleşmeli olarak fason şirketlerce tedarik edilmesi ağırıma gidiyor, sanırım da hep gidecek..
Zuckenberg'in böyle anıları var mıydı bilmiyorum..
Zuckenberg'in konu ile ne kadar ilgisi var, onu da bilmiyorum.
Ama mass media & social networking deyince hepimizin aklına o geliosa, sanırım bu işte payı büyük..
Bu yüzden ona iki çift lafım var;
"Postacı kapıyı iki kere çalıyor zuckenberg, peki sen?
sen ne yapıyorsun?"
beginners
birinci dereceden can yanıkları
vedat'cım
"Aşk ateşi iki kurşun birin aldım ya"
demişsin,
içinde aşk varsa,
birini alır zaten,
sadece..
*vedat sakman - ateş oldum
"Aşk ateşi iki kurşun birin aldım ya"
demişsin,
içinde aşk varsa,
birini alır zaten,
sadece..
*vedat sakman - ateş oldum
ikinci derecen can yanıkları
üzüm,
şarap olana kadar,
ne badireler atlatır da,
kimileri kıymet bilmez,
ellerinin tersi ile iter masada,
öylesine..
hayat denen mucize,
ne ucuza gider,
ya rabbi?
şarap olana kadar,
ne badireler atlatır da,
kimileri kıymet bilmez,
ellerinin tersi ile iter masada,
öylesine..
hayat denen mucize,
ne ucuza gider,
ya rabbi?
et il va changer la vie..
iş olsun diye*
"O", 1 Kasım 1928 gün ve 1353 sayılı kanun ile kabul edilen Türk Alfabesinin 18. harfi olmakla beraber,
bu aralar kanımca "oylesine"nin kısaltması..
*orhan veli
bu aralar kanımca "oylesine"nin kısaltması..
*orhan veli
iki, sen ve dört..
"iki kere iki"nin "sen" ettiğini düşünürken ben,
aslında "dört" ettiğini hatırlattığın için bu gece,
teşekkür ederim..
aslında "dört" ettiğini hatırlattığın için bu gece,
teşekkür ederim..
S'brent..

sen geçerken yanımdan öylece,
kadıköy vapuru demir alıyor içimden,
çok çok uzaklara gitmek üzere..
senfoni'nin en crescendo yerinde "es" veriyor orkestralar,
kadılar kalem kırıyor affedecekken,
bir rahibin kan damlıyor kitabından,
gözü dönmüş cellatlar'ın nasır tutmuş kalpleri acıyor,
ağlayacak oluyorlar..
uykularında aç ölüyor çocuklar,
afrika dahil..
günahsızlar kabir azabı çekiyor mezarlarında,
nedensiz,
ilahi adalet var mıydı ki?
cennete cehennemin gölgesi düşüyor..
müptela'lar, bağımlılar, ehli keyf asıyorlar kendilerini,
haz edemez oluyorlar keza..
seninse aklın almıyor,
ruhun duymuyor,
his' edemiyorsun..
iyi ki yoksun!
ben küçükken nutella yoktu..
sevgili annem,
Ben çocukken;
kötü bi' şey söylediğim zaman dudaklarıma biber sürerken,
güzel bi' şey söylediğim zamanlarda dudaklarıma "sarelle" sürdüğün için
sana teşekkür ederim..
Ben çocukken;
kötü bi' şey söylediğim zaman dudaklarıma biber sürerken,
güzel bi' şey söylediğim zamanlarda dudaklarıma "sarelle" sürdüğün için
sana teşekkür ederim..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



