min'el garaib..
ne kadar söz varsa düne ait,
şimdi yeni şeyler söylemek lazım.."
huyum değil başkalarının yazdıklarını yazmak ama konu Rumi olunca istisnalar kaideyi bozmuyor.. elimde Mesnevi ile lise yıllarımı da hatırlıyorum..
Aşktan, kalpten bahseden o adamı zamanla daha iyi anladığımı düşünüyorum..
hamdım, pişiyorum Rumi..
yanıcam, bunu da biliyorum..
ama kararımı değiştirmedim..
beynim yerine kalbimi dinlemeye devam edeceğim,
aksi yanlış bence..
hayat zor,
üzerler insanı
çok dikkat et..
seni ben sevdim..
ikarusvari durumlar..
.
sözlerini çok sevdiğim "present simple tense" bi şarkı ile ara veriyorum..
iyi geceler..
yann tiersen - monochrome
anyway, i can try
anything it's the same circle
that leads to nowhere and i'm tired now.
anyway, i've lost my face,
my dignity, my look,
all of these things are gone
and i'm tired now.
but don't be scared,
i found a good job and i go to work
every day on my old bicycle you loved.
i'm piling up some unread books under my bed
and i really think i'll never read again.
no concentration,
just a white disorder
everywhere around me,
you know i'm so tired now.
but don't worry
i often go to dinners and parties
with some old friends who care for me,
take me back home and stay.
mochrome floors, monochrome walls,
only abscence near me,
nothing but silence around me.
monochrome flat, monochrome life,
only abscence near me,
nothing but silence around me.
sometimes i search an event
or something to remember,
but i've really got nothing in mind.
sometimes i open the windows
and listen people walking in the down streets.
there is a life out there.
but don't be scared,
i found a good job and i go to work
every day on my old bicycle you loved.
anyway, i can try
anything it's the same circle
that leads to nowhere and i'm tired now.
anyway, i've lost my face,
my dignity, my look,
all of these things are gone
and i'm tired now.
but don't be scared,
i found a good job and i go to work
every day on my old bicycle you loved.
mochrome floors, monochrome walls,
only abscence near me,
nothing but silence around me.
monochrome flat,
monochrome life,
only abscence near me,
nothing but silence around me.
sokağın sonuna parkeden gemiler
evim işime koşarak 30 sn mesafede..
ama ben 3 dakika da yürüyorum,
yayaraktan..
sırf sokağın sonundaki o ufacık denizi,
ve biraz da şanslıysam o ufacık deniz parçasına parketmiş bir gemiyi,
biraz daha fazla görebilmek için..
bi kadeh rakının etrafında dans eden rumlar..
işim gereği bir çok rum'u yakından tanıma fırsatım oldu..
hatta bazıları ile dostluğumuz olası selanik yolculuğum (hayalim) için beni vize derdinden kurtarmak için davetiye yazacak kadar ilerledi..
ve farketim ki,
aynı coğrafyanın insanlarıyız aslında..
sınırlar sadece coğrafya öğretmenlerinin zorla aldırttığı atlaslarda..
farklılıklar, dilmiş dinmiş alfabeymiş vs vs sadece ansiklopedi de..
onlarda ouzo bizde rakı..
bizde saz onlarda buzuki..
imam baildi - Ο πασατέμπος

special thanks to my friend animaniaxpro for the translation..
by the way "pasatempos" means pumpkin seed..
imam baildi - Ο pasatempos
i dont care about the things you speak
your fake stories are gone now.
and i understood that i was for you
only pasatempos to eat when you were bored.
every kiss from you now is bitter
and you cant make my pain become sweeter
you come to me, you clever kid
just to make jealous some other guy
so leave now, as you want, to go somewhere else
and leave the talks and the tears behind
and when you become one with the guy you love
dont tell him that you had me like pasatempo..
eski kulağı kesiklerden..

intihar ettiği, ortasından patika bir yol geçen samanlığı resmettiği tablosu da beni çok etkiler. yine söylenen o ki; ressam bu samanlıktaki kargaların seslerinden son derece rahatsız olurmuş. bir gün silahını kaptığı gibi samanlığa girer. kendisini susturmanın uçuşan kargaları susturmaktan daha kolay olacağını düşünüp silahı göğsüne doğrultur. ancak kalbini ıskalar ve ciğerlerini vurur. koca bir geceyi yerde kanlar içinde geçirir. ertesi gün bulunduğunda evine götürülür. kurtarılamaz kurtarılmasına da o ana tanık olanların dediklerine göre dünyanın bütün külfetinden kurtulacağını bildiği için son nefesini mutluluk içinde vermiştir.
dört kitaptan kovulmuş şeytanlar..
aksi takdirde
efendiler kendilerine köle bulmakta zorlanırlardı..
hayatımdaki tek kadın..
resim yapıp, seni düşünüyorum dedi..
içiyosun yine dimi? diye sordu..
seni seviyorum dedim..
odan da dağınıktır şimdi, gelince toplıcam dedi..
hayatım daha dağınık dedim..
annemdi, çok özledim..
yaşasın kötülük..
merhumun filmini izledim geçenlerde..Heath Ledger, gelmiş geçmiş en iyi joker..
gerek oyunculuk, gerek makyaj, gerek montaj..
lafım yok..
Christopher Nolan yorumu yanısıra film afişi dikkatimi çekti..
fakat ilk defa bi batman filmi afişinde batman yok..
baktım, ettim, araştırdım.. (bknz: uğur dündar)
sadece bizim "kötü" şakacı var..
kötü'nün felsefesini yapmak iyiliği savunmaktan daha kolay sanırım..
artık..
anlamıyorum..
tek
kapıcı "atılır mı abi, yazık" dedi..
iki kişilikti,
attım..
bilanço, palyaço ve nuri alço..
yoksa -allah muhafaza- aklına "nuri alço" falan gelen var mı?
aksaray tramvayı ve cemal süreya..

"Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız" diye yazmış şair..
tramvayda laleli bir sınırmış demek ki şaire göre..
kimbilir belki kapalı çarşı'sı, çemberlitaş'ı, sultanahmet'i başka bi yer,
laleli'den sonrası ise dünya imiş şair için..
tramvaydaki yer-yön ibaresi de şairi doğrularcasına ayırmış laleli'den öncesini ve sonrasını..
felsefe'nin kapı-önü sendromu..
"iki satır"ı arıyorum günlerdir,
şuraya yazmak için iki satırı arıyorum her yerde..
sonra beşiktaş'tan kadıköy'e aktarırken kız kulesi açıklarında (ben kız kurusu demeyi tercih ediyorum ya aslında)
sonunda, iki sokak aşağıdaki köhne birahanede, önceki günü daha sonrakine bağlamaya çalışırken buldum sanırım o iki satırı.. belki de aradığım “iki satır”, o “iki satır”ı ararken kaçırdığım detaylardı.. bir şeyi takıyoruz kafamıza, ya da yönleniyoruz bir şeye, o şeye ulaşmak için bizi mutlu edecek bir çok şeyi acımasızca yok sayıyoruz..
ananem vol.1
Rahmetli ananem, (gittiği yerde mutludur umarım) çayı çok severdi..
bi allahın gününü çaysız geçirdiğini annem görmemiş..
Yaz sıcağında (bknz: antalya sıcağı) çay içmek kolay olmadığından ananem çayın demini koyduktan sonra üstüne su yerine buz atardı, üstüne de yarım dilim limon..
rahmetli yıllar önce piyasadaki bi boşluğu iyi yakalamış.. çocukları biraz daha girişimci olsaydı, belki çoğumuz bugün lipton'un "ice tea"si yerine makbule'nin "buzlu çaylarını" içiyor olacaktı.. bu yüzden kahraman bakkallardan süper marketlere kadar heryerde bulunan "ice tea"nin limonlusunu ne zaman görsem aklıma ananem gelir..
muhtemelen o da çok yukarlardan elinde "limonlu buzlu çayıyla" beni seyretmektedir..
*resimdekiler ananem ve teyzem, teyzemin karakalem çalışması
bknz: ayşe mercan - desen çalışmalarım
mutsuz sonlar ve çingeneler..
şatolarda cüceleriyle sonsuza dek mutlu yaşayan ikinci kalite pamuktan prensesler yerine..
ve çingeneler,
heryerde aynılar,
farklı kıtalarda, farklı dillerde, farklı dinlerde..
bizse semte göre değişiyoruz..


